Bir şehrin hafızası, yalnızca taş duvarlarında ve eski sokaklarında değil; çeşmelerinde, mezarlıklarında ve nesilden nesile aktarılan hatıralarında saklıdır. Zaman değişir, şehirler büyür, sokaklar yenilenir; ancak geçmişten kalan izler, o şehrin kimliğini yaşatmaya devam eder.
Siirt de köklü geçmişi, kendine özgü kültürü ve kuşaktan kuşağa aktarılan hatıralarıyla böyle bir şehirdir. Bugün belki pek çoğumuzun adını dahi bilmediği eski çeşmeler ve tarihî mezarlıklar, şehrimizin geçmişine açılan sessiz kapılardır.
Her hafta olduğu gibi bu hafta da Foto Nizam’ın kaleminden Eski Siirt’in geçmişine ışık tutan iki önemli konuyu ele alacağız: Şehrimizin eski çeşmeleri ve tarihî mezarlıkları. Yazımızın sonunda ise gönüllerimizin kıblesi Kâbe’nin mukaddesiyetine, tavafın anlamına ve Mescid-i Haram’da kılınan namazın faziletine değineceğiz.
ESKİ SİİRT’İN ÇEŞMELERİ: MAHALLELERİN SUYU, HATIRALARIN KAYNAĞI
Bugün bir musluğu açarak kolayca ulaştığımız su, geçmişte şehir hayatının en önemli ihtiyaçlarından biriydi. Özellikle yaz aylarında suya ulaşmak, evlerin ve mahallelerin günlük yaşamını belirleyen meselelerden biriydi. Bu nedenle çeşmeler, Eski Siirt’in vazgeçilmez yapıları arasında yer alıyordu.
Ancak çeşmelerin önemi yalnızca su ihtiyacını karşılamalarıyla sınırlı değildi. Onlar aynı zamanda mahalle sakinlerinin buluştuğu, komşuluk ilişkilerinin güçlendiği, insanların sohbet edip haberleştiği sosyal mekânlardı. Çeşme başında karşılaşan insanlar hâl hatır sorar, günlük meselelerini konuşur, yıllar sonra hatırlanacak anılar biriktirirdi.
Eski Siirt’in sokaklarında hayatın bir parçası olan bu çeşmelerden bazılarının isimleri günümüze kadar ulaşmıştır:
* Aynsalip Çeşmesi
* İstut Çeşmesi
* Termol Çeşmesi
* Ibreyke Çeşmesi
Bu isimler, geçmişteki şehir yaşamının izlerini taşımaktadır. Bugün söz konusu çeşmelerin yerlerini, özelliklerini ve hikâyelerini bilenlerin sayısı azalmış olsa da isimlerinin hatırlanması, Siirt’in kültürel hafızasının korunması açısından değerlidir.
Belki de bu çeşmelerin başında nice insanlar buluştu, nice çocuklar su taşıdı, nice komşuluklar kuruldu. O günlerin tanıkları zamanla azalırken çeşmelerin hikâyeleri de unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.
Bu nedenle yaşlılarımızın hatıralarını dinlemek, eski çeşmelerin yerlerini belirlemek ve elde edilen bilgileri yazılı ya da görsel kayıtlarla korumak büyük önem taşıyor. Çünkü bazen bir çeşmenin adı bile geçmişteki bir mahallenin bütün hikâyesini hatırlatmaya yeter.
ESKİ SİİRT’İN MEZARLIKLARI: GEÇMİŞİN SESSİZ TANIKLARI
Bir şehrin tarihini anlamak için çarşılarına, evlerine ve sokaklarına bakmak kadar mezarlıklarını da tanımak gerekir. Mezarlıklar, geçmiş kuşakların izlerini taşıyan, insanı hayatın anlamı ve geçiciliği üzerine düşündüren mekânlardır.
Eski Siirt’te geçmişten hatırlanan mezarlıklar arasında şunlar bulunmaktadır:
* Şeyh İsleymen Mezarlığı
* Zevye Mezarlığı
* İbleliye Mezarlığı
* Şeyğ-İt Zeynep Mezarlığı
* Şeyğ-İl Mebuni Mezarlığı
* Şeyğ- Musa
* Şeyğ-il Devğe
Bu isimler, şehrimizin geçmişine ilişkin araştırılması ve kayıt altına alınması gereken kültürel mirasın bir parçasıdır. Her bir mezarlığın konumu, geçmişteki kullanımı ve çevresindeki yaşamla ilişkisi, Eski Siirt’in tarihini daha iyi anlamamıza katkı sağlayabilir.
Mezarlıklar yalnızca vefat edenlerin defnedildiği yerler değildir. Aynı zamanda insanın nereden geldiğini, bu dünyadaki yolculuğunun geçiciliğini ve geride bıraktığı izlerin önemini hatırlatan manevi mekânlardır.
İslam inancında kabir ziyaretinin önemli hikmetlerinden biri, ölümü ve ahireti hatırlamaktır. İnsan, mezarlıkta geçmiş nesilleri düşünürken hayatın sonsuz olmadığını daha derinden kavrar; zamanını, davranışlarını ve sorumluluklarını yeniden değerlendirme fırsatı bulur.
Siirt’in eski mezarlıklarını korumak, kabirlere saygı göstermek ve bu mekânların tarihini araştırmak, geçmişe duyulan vefanın bir gereğidir. Zira bugün yaşadığımız şehir, bizden önce burada hayat kurmuş insanların emeği ve hatıralarıyla şekillenmiştir.
Bir çeşme bize geçmişteki hayatı, bir mezarlık ise o hayatın faniliğini hatırlatır. Her ikisi de Siirt’in tarihini bugünümüze taşıyan önemli izlerdir. Bu değerleri korumak ve gelecek nesillere aktarmak hepimizin sorumluluğudur.
KÂBE’NİN MUKADDESİYETİ VE TAVAFIN ANLAMI
Eski Siirt’in tarihî mekânlarından gönüllerimizin kıblesi Kâbe-i Muazzama’ya uzanalım.
Mekke’de bulunan Kâbe, Müslümanların kıblesi ve İslam dünyasının en mukaddes mekânıdır. Dünyanın dört bir yanından gelen Müslümanlar, hac ve umre vesilesiyle burada bir araya gelerek Allah’a kulluklarını ifade ederler.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ev, Mekke’de bulunan, âlemlere hidayet ve bereket kaynağı olan Kâbe’dir.” (Âl-i İmrân, 3/96)
Tavaf neden yedi defa yapılır?
Tavaf, hac ve umre ibadeti sırasında Kâbe’nin etrafında yedi kez dönerek yapılan bir ibadettir. Her bir dönüşe şavt denir. Müslümanlar tavaf ederken Allah’ı anar, dua eder ve O’na olan bağlılıklarını ifade ederler.
Tavafın yedi tur şeklinde yapılması, İslam dininde belirlenmiş bir ibadet kuralıdır. Burada önemli olan yalnızca yedi turu tamamlamak değil, Allah’ın emrini yerine getirmek ve gönülden O’na yönelmektir. Tavaf, Müslümanlara birlik, teslimiyet ve kulluk bilincini hatırlatır.
MESCİD-İ HARAM’DA NAMAZIN FAZİLETİ
Kâbe’nin bulunduğu Mescid-i Haram’da namaz kılmak, her Müslümanın gönlünde özel bir yere sahiptir. Peygamber Efendimizden (sallallahu aleyhi ve sellem) nakledilen bir rivayette, burada kılınan bir namazın başka yerlerde kılınan yüz bin namazdan daha faziletli olduğu bildirilmiştir (İbn Mâce, İkāmetü’s-salât).
Rabbim bizlere Beytullah’ı ziyaret etmeyi, Mescid-i Haram’da namaz kılmayı ve dualarımızın kabulüne erişmeyi nasip eylesin. Kıldığımız namazları ve bütün ibadetlerimizi kabul buyursun.
Âmin.
Haftaya yeniden buluşmak dileğiyle, inşallahKaynak: siirttesonsoz.com
Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir